Yulia Slavina

Türkiye, COP31 için elektrifikasyon ve enerji güvenliği mesajını öne çıkarıyor

Türkiye, COP31 için elektrifikasyon ve enerji güvenliği mesajını öne çıkarıyor
COP31'de enerji dönüşümü

Türkiye, artan elektrik talebi ve enerji ithalatına bağımlılığın yarattığı baskı altında COP31 sürecini enerji dönüşümü gündemini küresel ölçekte öne çıkarmak için kullanmayı hedefliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, elektrifikasyon, arz güvenliği ve iklim değişikliğiyle mücadelenin birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Öne Çıkanlar

  • Türkiye, COP31 kapsamında elektrifikasyon ve enerji güvenliği mesajını küresel topluma iletmeyi ve uluslararası işbirliğini güçlendirmeyi hedefliyor.
  • Türkiye, 2050'ye kadar 20 gigavat nükleer üretim kapasitesine ulaşmayı amaçlarken, yenilenebilir enerji, verimlilik ve kritik minerallerde yatırımlarını sürdürüyor.
  • Petrol, doğal gaz ve elektrik alanlarındaki enterkonneksiyon projeleriyle kaynak çeşitliliği ve enerji güvenliği artırılırken, komşu ülkelerle boru hattı projeleri geliştiriliyor.

COP31 mesajı ve enerji dönüşümü hedefleri

Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Bayraktar, Riyad'da düzenlenen 25. Dünya Petrol Konseyi Enerji Kongresi'nde Türkiye'nin COP31 aracılığıyla küresel topluma daha güçlü bir elektrifikasyon ve enerji güvenliği mesajı vermeyi amaçladığını söylüyor. Bakan, küresel enerji piyasalarının Kovid-19 salgını, Rusya-Ukrayna Savaşı, tedarik zinciri aksaklıkları, yüksek sermaye maliyetleri ve Körfez'deki son gelişmeler nedeniyle sürekli sınandığını, bu nedenle ülkelerle şirketler arasındaki işbirliğinin piyasa dayanıklılığı açısından kritik önem taşıdığını belirtiyor.

Türkiye'de enerji talebinin yapay zeka destekli veri merkezleri, soğutma ihtiyacı, elektrikli ulaşım ve ileride suyun tuzdan arındırılması gibi alanların etkisiyle artmaya devam ettiğini ifade eden Bayraktar, arz güvenliğini korumak için farklı kaynaklara yatırımların sürdüğünü dile getiriyor. Bayraktar, COP31'in Türkiye'nin ev sahipliğinde elektrifikasyon konusunda küresel ölçekte eylem çağrısını öne çıkaracağı bir platform olmasını umduklarını söylüyor.

Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, petrol ve doğal gaz, nükleer enerji ile madencilik alanlarında yatırım yaptığını kaydeden Bayraktar, güneş, rüzgar, deniz üstü rüzgar ve jeotermal dahil tüm yenilenebilir seçeneklerin değerlendirildiğini belirtiyor. Enerji verimliliği potansiyelinin yalnızca enerji sektöründe değil, tarım, ulaştırma ve binalarda da bulunduğunu ekliyor.

Nükleer kapasite, bağlantılar ve bölgesel etkiler

Bayraktar, Türkiye'nin artan elektrik ihtiyacını karşılamak ve karbon nötr hedefini desteklemek amacıyla nükleer enerji yatırımlarını sürdürdüğünü, 2050'ye kadar 20 gigavat nükleer üretim kapasitesine ulaşmayı hedeflediklerini ifade ediyor. Enerji dönüşümünde kritik minerallerin önemine işaret eden Bakan, bu alanda Türkiye içinde ve yurt dışında yatırımlar yapıldığını belirtiyor.

Petrol, doğal gaz ve elektrik alanlarında enterkonneksiyonların ve bağlantı kapasitesinin artırılmasının kaynak çeşitliliği ile enerji güvenliği açısından kritik olduğunu söyleyen Bayraktar, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelerle çeşitli boru hattı projeleri üzerinde çalışıldığını aktarıyor. Yaşlanan kömür altyapısının daha temiz alternatiflere dönüştürülmesinin önem kazandığını, doğal gaza erişimin de zorlaştığını belirten Bayraktar, nükleer enerjinin bu geçişte önemli bir potansiyel sunduğunu vurguluyor.

Bakan ayrıca enerji güvenliği ile iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerinin birlikte ele alınması gerektiğini, çalkantılı küresel koşullarda enerji güvenliğinin birinci öncelik haline geldiğini ifade ediyor. Buna karşın iklim hedeflerini gözeten daha tutarlı politikaların gerekli olduğunu belirten Bayraktar, COP31'i uluslararası işbirliğini güçlendirecek bir fırsat olarak tanımlıyor.

Önceki haberimizde, AB’nin Antalya’da yapılacak COP31’e giderken emisyon azaltım taahhütlerinin uygulanmasını öne çıkaran müzakere çizgisini ve 2022’de başlatılan emisyon azaltım çalışma programını 2040’a kadar uzatma önerisini ele almıştık. Yazıda ayrıca AB’nin yeni iklim finansmanı taahhütlerine mesafeli durmasının gelişmekte olan ülkelerle finansman gerilimini artırabileceğini, yıllık 300 milyar dolar hedefi ile toplam 1,3 trilyon dolar çağrısı etrafındaki tartışmaların zirvenin ana başlıklarından biri olacağını aktarmıştık.

Bu materyal üçüncü taraf görüşlerini içerebilir, bu web sayfasındaki hiçbir veri ve bilgi Feragatnamemize göre yatırım tavsiyesi teşkil etmez. Katı Editoryal Dürüstlük ilkelerine bağlı kalmamıza rağmen, bu gönderi ortaklarımızın ürünlerine referanslar içerebilir.