Türkiye ilaç sektörü, jeopolitik tedarik risklerine karşı yerli API üretimini öne çıkarıyor
Küresel ilaç tedarik zinciri, pandemi sonrası dönemde Orta Doğu’daki çatışmalar ve Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik aksamalar nedeniyle yeni bir maliyet baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Sektör temsilcileri, ithal hammaddeye bağımlılığın sürmesi halinde Türkiye’de üretim maliyetlerinin artabileceğini ve arz güvenliğinin halk sağlığı açısından daha kırılgan hale gelebileceğini belirtiyor.
Öne Çıkanlar
- Hürmüz Boğazı'ndaki tedarik aksamaları, ilaç üretiminde ilk aşamada yüzde 10-15, yıl sonuna kadar ise yüzde 20-25 maliyet artışına yol açabilir.
- Türkiye'de 109 ilaç üretim tesisi bulunmakla birlikte, ithalata bağımlılık nedeniyle jeopolitik ve lojistik riskler doğrudan üretimi tehdit ediyor; yerli API üretimi stratejik zorunluluk olarak öne çıkıyor.
- Dünya ilaç pazarı 2025’te 1.9 trilyon dolara ulaşırken, Türkiye ilaç pazarının değeri 430.8 milyar TL'ye çıkarken, ilaç ihracatı yüzde 9,3 artarak 2.51 milyar dolara ulaştı.
Hürmüz kaynaklı baskı ve maliyet görünümü
Dünya.com’a konuşan Teknoloji, İlaç ve Yerli Sanayi Topluluğu Kümelenmesi Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Yaşrin, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan hammadde sevkiyatındaki aksamaların ilaç fiyatları ve üretim süreçleri üzerinde ağır sonuçlar doğurabileceğini söylüyor. Yaşrin’e göre boğazda yaşanabilecek olası bir kapanma, küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarını yukarı çekerek ilaç üretiminde kullanılan enerji maliyetlerini artırıyor; ilk aşamada yüzde 10 ila 15 aralığında bir maliyet artışı öngörülüyor, yıl sonuna kadar sürmesi halinde toplam artışın yüzde 20 ila 25 seviyelerine ulaşması mümkün görülüyor.
Yaşrin, riskin yalnızca Hürmüz Boğazı ile sınırlı olmadığını, COVID-19 döneminde de benzer kırılmaların görüldüğünü ifade ediyor. Asya’dan Avrupa ve Amerika’ya uzanan hammadde ve ara ürün sevkiyatlarında uzun süreli kesinti yaşanmasının, küresel ilaç tedarik zincirindeki kırılganlığı daha görünür hale getirdiğini vurguluyor.
İlaç sektörünün kritik zamanlı sevkiyat modeline yüksek düzeyde bağımlı olduğunu belirten Yaşrin, özellikle biyoteknolojik ürünler ile soğuk zincire tabi ilaçlarda gecikmelerin yalnızca ekonomik sonuç üretmediğini, aynı zamanda halk sağlığı açısından da risk oluşturduğunu dile getiriyor. Bu nedenle stok yönetimi stratejilerinin ve tedarik planlamasının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini kaydediyor.
Yerli üretim kapasitesi ve Türkiye pazarının dengeleri
Yaşrin, aktif farmasötik bileşenlerin önemli bölümünün halen ithal edilmesi nedeniyle lojistik aksaklıkların Türkiye’deki üretim tesislerini doğrudan etkileyebileceğini belirtiyor. Türkiye’de 109 ilaç üretim tesisi bulunduğunu hatırlatan Yaşrin, kısa vadede alternatif tedarik kanallarının devreye alınabileceğini, orta ve uzun vadede ise API üretiminin yerlileştirilmesinin stratejik zorunluluk haline geldiğini ifade ediyor.Yatırım teşvikleri, uzun vadeli alım garantileri, Ar-Ge destekleri ve düzenleyici süreçlerin hızlandırılmasının üretimi daha sürdürülebilir kılacağını söyleyen Yaşrin, bitkisel çeşitlilik ve tarımsal atıklardan yararlanacak projelerin de başlangıç malzemesi tarafında yeni alanlar açabileceğini belirtiyor. Mevcut jeopolitik tablonun uzaması halinde dünya ilaç piyasasında fiyat dalgalanmalarının kaçınılmaz olacağını, bu nedenle ülkelerin stratejik stok yönetimi ile yerli üretim kapasitesini artırmasının kritik önem taşıdığını ekliyor.
İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası verilerinden yapılan derlemeye göre dünya ilaç pazarı 2025 yılında 1.9 trilyon dolara ulaşırken, Türkiye ilaç pazarı değer bazında 430.8 milyar TL, hacim bazında ise 2.7 milyar kutu seviyesine çıktı. Onkoloji ilaçları yüzde 18,8 pay ile değer bazında en yüksek satışa sahip tedavi grubu olurken, biyoteknolojik ilaçlar 90.9 milyar TL ve 33.3 milyon kutu satış hacmine ulaştı; Türkiye’nin ilaç ihracatı geçen yıl yüzde 9,3 artışla 2.51 milyar dolara, ithalatı ise yüzde 17,4 artışla 7.3 milyar dolara yükseldi.
Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş kısıtlarının enerji arzı üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde, daha önce BAE’nin Ebu Dabi’den Füceyre’ye uzanan Batı-Doğu boru hattı projesini hızlandırarak boğaza bağımlılığı azaltmayı hedeflediğini yazmıştık. Habshan-Füceyre hattına ek kapasite yaratmayı amaçlayan bu adımın, ihracat esnekliğini artırarak enerji piyasalarındaki olası şokları sınırlamaya yönelik stratejik bir hamle olduğu vurgulanıyordu.
En Son Natural Gas Haberleri
- Forex
- Crypto