DIŞYÖNDER, Türkiye için transit ticaret stratejisi çağrısını öne çıkarıyor

DIŞYÖNDER, Türkiye için transit ticaret stratejisi çağrısını öne çıkarıyor
Türkiye için transit atılım

Jeopolitik gerilimler ve değişen tedarik zincirleri, ülkelerin küresel ticaretteki konumunu yeniden tanımlıyor. DIŞYÖNDER, Türkiye’nin transit ticaret ve bölgesel dağıtım merkezi potansiyelinin artık uzun vadeli bir hedef değil, ekonomik öncelik olarak ele alınması gerektiğini savunuyor.

Öne Çıkanlar

  • DIŞYÖNDER, Türkiye'nin İstanbul, Mersin ve İzmir merkezli uluslararası transit ticaret üssü olması için bürokrasinin azaltılması ve rekabetçi teşvikler öneriyor.
  • Dr. Hakan Çınar, Türkiye'nin dört saatlik uçuşla küresel nüfusun yüzde 40'ına ve ekonominin yüzde 30'una erişim avantajının transit ticaret merkezi potansiyelini güçlendirdiğini vurguluyor.
  • Çınar, artan global maliyetler ve yatırım rekabetinde Dubai'nin cazibesinin azalmasıyla Türkiye'nin stratejik teşviklerle sermaye çekebileceği ve cari açıkta transit ticaretle iyileşme sağlayabileceğini belirtiyor.

Transit ticaret için stratejik konum ve yol haritası

Dunya.com'un aktardığına göre DIŞYÖNDER, Türkiye’nin transit ticaret merkezi haline gelmesi için ulusal ölçekte kapsamlı bir strateji hazırlanmasını istiyor. Dernek, İstanbul, Mersin ve İzmir’in uluslararası ticaret üsleri olarak geliştirilmesini, bürokratik süreçlerin azaltılmasını ve yabancı yatırımcılar için daha rekabetçi teşviklerin devreye alınmasını öneriyor.

DIŞYÖNDER Başkanı Dr. Hakan Çınar, Rusya-Ukrayna Savaşı, Kızıldeniz krizi, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler, İsrail-İran hattındaki çatışmalar ve ticaret savaşlarının küresel lojistik dengelerini değiştirdiğini belirtiyor. Çınar, geleneksel ticaret güzergâhlarının daha maliyetli ve riskli hale geldiğini, bu nedenle şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırdığını ifade ediyor.

Çınar, Türkiye’nin Avrupa, Asya, Afrika ve Orta Doğu’nun kesişim noktasındaki konumuyla öne çıktığını, güçlü limanlar, gelişmiş lojistik altyapı ve hava kargo kapasitesinin ülkeye avantaj sağladığını söylüyor. Dört saatlik uçuş mesafesinde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ına ve küresel ekonominin yüzde 30’una erişim imkanı sunan Türkiye’nin, transit ticaret açısından doğal bir merkez niteliği taşıdığını vurguluyor.

İstanbul’un Londra, Frankfurt, Dubai ve Singapur arasında yeni nesil bir ticaret merkezi olarak konumlandırılabileceğini belirten Çınar, bunun dış ticaretin yanı sıra finans, sigorta, teknoloji, lojistik ve hizmet ihracatına da katkı sağlayacağını kaydediyor. İstanbul Havalimanı ile Marmara Bölgesi limanları, Mersin ve İzmir bağlantılarının bu iddiayı destekleyen altyapı unsurları arasında yer aldığını ifade ediyor.

Cari denge ve yatırım rekabeti açısından olası katkılar

Çınar, Türkiye’de son dönemde yapılan vergi düzenlemelerinin mali disiplin açısından önemli olduğunu, ancak transit ticaret ve bölgesel merkez yatırımları bakımından yeni değerlendirmelere ihtiyaç bulunduğunu belirtiyor. Küresel şirketlerin yatırım kararlarında sadece vergi oranlarına değil, öngörülebilirlik, işlem hızı, bürokratik kolaylıklar ve operasyonel maliyetlere de baktığını, bu nedenle rekabetçi teşvik mekanizmalarının önem taşıdığını söylüyor.

Küresel sermayenin yeni merkez arayışında olduğunu dile getiren Çınar, özellikle Körfez bölgesinde faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin alternatif lokasyonlara yönelmeye başladığını aktarıyor. Dubai’nin uzun süredir bölgesel ticaret merkezi olarak öne çıktığını, ancak artan maliyetler ve yoğun rekabet nedeniyle şirketlerin yeni seçenekleri değerlendirdiğini, Türkiye’nin de bu süreçte güçlü adaylardan biri olduğunu ifade ediyor.

DIŞYÖNDER’e göre transit ticaret, Türkiye’nin cari açığının azaltılmasında stratejik rol oynayabilir. Ürünlerin depolanması, yeniden paketlenmesi, etiketlenmesi, sigortalanması ve üçüncü ülkelere sevk edilmesi sırasında oluşan katma değer, lojistikten bankacılığa kadar birçok sektöre gelir yaratma potansiyeli taşıyor.

Çınar, dünya ekonomisinin yeni bir döneme girdiğini, ticaret yollarının yeniden şekillendiğini ve şirketlerin risklerini farklı bölgelere dağıttığını belirtiyor. Türkiye’nin coğrafi konumu, altyapısı ve lojistik avantajları sayesinde önümüzdeki on yılın önemli transit ticaret merkezlerinden biri olabileceğini, ancak bunun için fırsatın zamanında görülmesi ve kararlı adımların hızla atılması gerektiğini vurguluyor.

Daha önceki haberimizde, Almanya’daki MÜSİAD toplantılarında Türkiye’nin yatırım ortamı ve lojistik kapasitesinin uluslararası iş dünyasına tanıtıldığını aktarmıştık. Ahmet Burak Dağlıoğlu, İstanbul Finans Merkezi kapsamında transit ticarette sıfır vergi gibi avantajları ve imalat/tarımsal üretimde kurumlar vergisi indirimi gibi yeni teşvikleri öne çıkararak Türkiye’nin bölgesel yatırım ve ticaret merkezi iddiasını güçlendirmeyi hedeflediklerini belirtmişti.

Bu materyal üçüncü taraf görüşlerini içerebilir, bu web sayfasındaki hiçbir veri ve bilgi Feragatnamemize göre yatırım tavsiyesi teşkil etmez. Katı Editoryal Dürüstlük ilkelerine bağlı kalmamıza rağmen, bu gönderi ortaklarımızın ürünlerine referanslar içerebilir.